
Sekiz yaşından itibaren büyüyünce yazar ve ressam olacağını, bu yüzden de öyle ev işleriyle meşgul edilmemesi gerektiğini söyleyip durdu.
Hayat onu, Sosyal Bilimler okutarak idolü olan dayısının peşinden gazeteciliğe itti. Uzun yıllar muhabirlik, radyo ve televizyon programcılığı ile yöneticilik yaptı. Yazıları Notos Edebiyat dergisi ile Cumhuriyet, Radikal ve Dünya gazetelerinin kitap eklerinde yayımlandı. Aynı dergide yayımlanan öyküsünü okuyan Yaşar Kemal’in "Kim bu kız?" diye sormasıyla biraz daha cesaretlendi; öyküleri daha sonra Aşk Öyküleri ve Kadın Öyküleri adlı derleme kitaplarda yer aldı. Çift terapisinde geliştirdiği uygulamaları ise Aşkın Ben Hali adlı kitabında bir araya getirdi.
Çocuklar hep hayatının içinde oldu. Şeker Portakalı’ndan Grimm Masalları adlı sesli masal çalışmasının hazırlayıcıları arasında yer aldı. Hayat boyu öğrenmeyi ilke edinerek İstanbul Üniversitesi Çocuk Gelişimi Lisans Programını tamamladı. Münih merkezli Viva Coaching & Therapy Enstitüsü’nde Eğiticinin Eğitimi, Kuantum Practitioner ve Master, NLP Practitioner ve Master ile Profesyonel Koçluk eğitimleri aldı; Avrupa ve Türkiye’de eğitimler verdi. İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa’da birincilikle tamamladığı Aile Danışmanlığı eğitiminin ardından çalışmalarını çocuklara, anne babalara ve ailelere yöneltti. Gençlik ve Spor Bakanlığı desteğiyle yürütülen Kendini Bilen Bilge Nesil Projesi’nde yaklaşık altı yüz saat boyunca elli çocuğun ve ailelerinin yolculuğuna eşlik etti.
Resim ise hep oradaydı.
2001 yılından itibaren çeşitli ressamların atölyelerinde eğitim aldı. Altınbaş Üniversitesi’nde Sanat Terapi eğitimiyle sanatın iyileştirici yönünü çalışmalarına kattı. Üçüncü kuşak minyatür sanatçısı Leman Dinçtürk, resimlerini gördükten sonra, yalnızca tezhip altyapısı bulunan öğrencileri kabul etme prensibine istisna yaparak onu öğrenciliğe kabul etti. Sonrasında hocasıyla birlikte açılan karma sergilerde eserleri yer aldı.
Bugün Mordoğan’da yaşıyor; Halk Eğitim Merkezi bünyesinde minyatür dersleri veriyor ve neredeyse gününün tamamını çalışma masasının başında geçiriyor. Üretimlerinin merkezinde klasik minyatür geleneğini çağdaş bir içsel anlatımla yeniden yorumlayan çalışmalar yer alıyor.
Minyatürü sevmesinin nedeni yalnızca zarafeti değil. Aceleyi kabul etmeyen ritmi… Her fırça darbesinin insanı kendi içine çağıran sessizliği… Renklerin birbirine gösterdiği incelik… Ve yüzyıllardır anlatılmaya devam eden hikâyeler.
Belki de bu yüzden, bir zamanlar sözcüklerle anlattığı hikâyeler bugün desenlerin ve renklerin dilinde yaşamayı sürdürüyor.
Kitaplardan ve ayraçlardan ve bardak altlarından ve kedilerden ve gündüzlerden ve gecelerden ve yerlerden ve göklerden başka… bir de sanatı var; her fırça hareketinde tuttuğu nefesinde kendini kendisiyle tanıştıran… Aşk olmazsa oldurmayan…
Resim malzemelerinin önünde gassal da o, meyyit de...
Aynayı, minyatür sanatını vesile kılıp kendine tutan; bazen kırık, bazen puslu ama daima hakiki…
Her renk biraz sabır, her desen biraz bekleyiş; belki de iç çekiş… Fırçanın ucunda yalnızca boya değil; sustuğu cümleler, içinde büyüttüğü ihtimaller, hayaller ve yeni çalışma taslakları var. Kimi zaman tek bir noktada kaybolduğu, kimi zaman tek bir motifte kahkahasını bulduğu…
İşte bütün bunların izleri var eserlerinde; biraz boyadan, biraz da hayattan kalan.
O yüzden eserlerini zahirde sergilediği sanılsa da, asılları içinde.
Aşk ile…